KNIDOS
Can Yücel'in dizelerindeki gibi "Durdukça yosundan yeşil / Kulaç attıkça mavi" suların kıyısındadır, Datça ya da Reşadiye Yarımadası. Burası Ege ile Akdeniz'in coğrafi olarak birbirinden ayrıldığı yer. Ya da tam tersi; yosun yeşili, turkuvaz mavisi hareli, gümüş balıklı suların birbirine dalga dalga koştuğu, kucaklaştığı bir dünya cenneti... Ak köpüklü, yeşilli, mavili öylesine bir cennet ki "Aphrodite bu sularda yüzmüş" diyor yöre sakinleri. Kuşkusuz haklılar. Antik Knidos kenti de, Batı Anadolu tarihinin hemen hemen bütün izlerini barındıran bu yarımadanın tam ucunda. Batı'dan göç eden Dorlar, Rodos ve Syme üzerinden MÖ 12. yüzyılda, bugün Datça (Reşadiye) diye anılan yarımadaya gelerek MÖ 8. yüzyılda Eski Knidos denilen yerde bilinen ilk Knidos kentini kurarlar. Kurucuları olarak Spartalı Triopias ve Hippotas'ın ismi geçer. Apollon kültü etrafında dönemin altı büyük Dor kenti bir araya gelir ve Hexapolis'i oluştururlar. Halikarnasos'un ayrılmasıyla birlikte Knidos, Kos, Lindos, Kamiros ve Lalysos kalır. Datça ilçe merkezi yakınlarındaki Burgaz'da Eski Knidos kazıları hâlâ sürüyor.
Tekir Burnu'ndaki Knidos'un, Eski Knidoslular tarafından bütün ayrıntıları düşünülerek inşa edildiği biliniyor. Şehrin yer değiştirmesinin en önemli nedeni ise, halkın deniz ticaretinden daha fazla yararlanmak istemesi. Tekir Burnu'ndaki Knidos MÖ 365-355 yılları arasında kurulmadan önce altyapısı oluşturulur. Tapınaklar yapılır ve bunlar için heykeller alınır. Ege ile Akdeniz'in birbirine kavuştuğu burun, ucundaki ada ile birleştirilir. Ada ile yarımada arasında bir kanal bırakılır, üstüne de bir köprü yapılır. Böylece iki liman oluşturulur. Güneydeki büyük liman, ticari amaçla; kuzeydeki küçük liman ise savaş gemileri için kullanılır. Güney limana bakan anakaranın önünde Roma, daha yukarıda ise Antik dönemden kalma tiyatro bulunur. Binaların altındaki sarnıçlar şehrin tek su kaynağı olduğu için çok değerlidir. Kentin su ihtiyacının bir kısmı, on iki kilometre uzaktan borularla sağlanır. Kent, çok tanrılı dönemde Paros mermeriyle kaplanır. Antik dönemde çok sayıda tanrıça ve tanrı var. Knidoslular, Savaş Tanrısı Ares'i sevmezler. Denizden geldikleri için Güneş Tanrısı Apollon'u ve onları koruduklarına inandıkları Aphrodite Euploia'yı getirirler. Toprağa bağlanınca da Aphrodite Euploia'nın yanına Demeter'i de alırlar. Devrin en iyi şarabını boşuna üretmezler: Halk, yaşamayı sever! Yeni kentlerine bir değil, iki tane Dionysos heykeli yaptırırlar. Bir tane varken, Antik dönemin ünlü heykeltıraşı Praxiteles'in elinden çıkma, Paros mermerinden bembeyaz, çıplak bir Aphrodite heykeli alırlar. Yeni Aphrodite Euploia'larının rahatlıkla görülmesi için bir de tapınak yaparlar. Ünü dört bir yana yayılan bu heykeli görmek için dünyanın her yerinden tüccar ve gemiciler kenti ziyarete gelir. Knidos'u ilk kurulduğu yıllarda tiranlar yönetir. MÖ 6. yüzyıldan itibaren oligarşi, MÖ 330 yılından önce de demokrasiye geçilir. Hatta Aristoteles derslerinde "Gerçek demokrasi Knidos'tadır" der. Asklepieion zamanın dünyasında pek ünlüdür. İskenderiye Feneri'nin mimarı Sostratos ve Platon ile 22 yaşında tanışan matematikçi, coğrafyacı, astronom Eudoxos Knidosludur. Yarımadada nüfus, MÖ 7. yüzyılda artar. Ticaret gelişir, Knidoslular toprağın bereketinden daha çok faydalanır. Yarımadanın nüfusu o dönemde, 70-80 bine kadar çıkar. Halk, denizci, tacir, çömlekçi, köylü ve kölelerden oluşur. Köylülerin büyük kısmı bağcılıkla uğraşır. Çömlekçiler de amfora ve hediyelik eşya üretir. Yarımada halkı savaşmayı sevmediği için yaklaşık 1400 yıl yıkım görmez. Ortaçağ ile birlikte yağma başlar. Zamanla hayat dolu Knidos unutulur ve terk edilir. Son yerleşim yeri de Eski Datça yakınında kurulur. Selçuklu ve Osmanlılar gelir. Halklar birbirine karışır. Ege ile Akdeniz'in kucaklaştığı sulardaki bu romantik ören yerine karadan ulaşım şimdilik biraz güç. Kıvrıla kıvrıla uzanan toprak yol daracık ve yapım çalışmaları sürüyor.
|